<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">

	<title>İmge Kitabevi Yayınları</title>
	<subtitle>Yeni Çıkanlar</subtitle>
	<link href="http://www.imge.com.tr/" rel="self" />
	<link href="http://www.imge.com.tr/" />
	<id>tag:www.imge.com.tr,2012-02-09</id>
	<updated>2012-02-09T05:02:01+02:00</updated>
	<author>
		<name>İmge Kitabevi Yayınları</name>
		<email>imge@imge.com.tr</email>
	</author>

<entry>
      <title>Sömürgecilik Tarihi -Fetihlerden Bağımsızlık Hareketlerine 13. Yüzyıl-20. Yüzyıl - Marc Ferro</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4798" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-30:4798</id>
      <updated>2011-11-30T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Açılışı okumak için tıklayınız
	
	 


	 


	Bugün Afrika toplumları arasında sürüp giden kanlı savaşların, Güney Amerika&amp;#39;daki Muz cumhuriyetlerinin çektikleri sıkıntıların, dünyanın doğu yarımküresinde bitmek tükenmek bilmeyen darbelerin ve daha nice ülke toplumlarının kanayan yaralarının, yeryüzünden toptan silinen kimi etnik toplulukların tek bir açıklaması vardır: Sömürgecilik hareketi.
	
	Esas olarak Batı Avrupa kökenli olan bir hareketi ele alan bu çalışmada, dünyada gelmiş geçmiş hiçbir devlet örgütünün masum olmadığı ayrıntılı örneklerle gösterilmektedir: İkinci Dünya Savaşı Japonyası&amp;#39;nda Uzakdoğu toplumlarına yönelik değerlendirmeler, Rusların Slav olmayan topluluklar hakkındaki politikaları, Kavalalı Mehmet Ali Paşa&amp;#39;nın Sudan&amp;#39;a ve Habeşistan&amp;#39;a yönelik niyetleri, Çinlilerin çeşitli Asyalı toplumlarla ilişkileri vb. Ama konunun odağında Batı Avrupa bulunmaktadır, Kilisesiyle, ekonomisiyle, kendi içindeki savaşlarıyla... Çünkü Batı kökenli sömürgecilik çok daha radikal hedefler benimsemiştir. Girdiği ülkeyi yalnızca sömürmekle yetinmemiş, bunu sürekli kılmak uğruna insanların doğrudan ruhlarına sahip olmayı amaç edinmiştir. Hikmeti kendinden menkul bir "uygarlık" vaazıyla inanç sistemlerini parçalamış, o olmadı, ırk sınıflandırmasına gitmiştir. Öylesine onulmaz yaralar açmıştır ki, sömürgeciliğin kâğıt üzerinde ortadan kalkmasına rağmen, eski hegemonyaların sınırlarından yaratılan "bağımsız" ülkeler, bir yandan dayatılan "Batı tipi" ekonomik modellere ayak uydurmaya çalışırken, diğer yandan iki arada bir derede kalan etnik toplulukların yarattıkları karışıklıklarla başa çıkmaya çabalamaktadır.
	
	Sömürgecilik Tarihi&amp;#39;ni okuduğunuzda dünyanın birtakım olmazsa olmaz tabir edilen kurumlarına, küreselleşmeye, var olan etnik ve dini mücadelelere bir başka gözle bakacaksınız.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Suç Psikolojisi - David Canter</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=117475" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-26:117475</id>
      <updated>2011-11-26T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Suç Psikolojisi, psikolojinin suçun araştırılması ve anlaşılması, tutukevlerindeki suçluların ıslahı, yönetimi ve mahkemedeki süreçlere katkısı üzerinde durmaktadır. Derinlemesine görüşme, yalanı ortaya çıkarma, suçlu görünüşün doğası ve anlamı, bu alan içinde değerlendirilmektedir.
	
	Kitapta, tutuklu kişilerle bir psikoloğun nasıl çalıştığı incelenirken, mahkemelerde çalışan uzman psikologların görevleri de ele alınmaktadır. Mağdur psikolojisi de kitapta mercek tutulan konulardan biridir. Suç Psikolojisi, suçu anlama ve suçun azaltılmasına yönelik psikolojinin katkılarını ele alırken gelecekte suçun nasıl olacağını da tartışmaktadır.
	
	Bütünleşmiş ve etkileşimli bir yaklaşımın kapsamlı bir çalışma ile birleştiği bu kitap, suç psikolojisi derslerini anlamada ideal bir rehberdir.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Siyasi Tarih -İlkçağlardan 1918'e - Oral Sander</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4559" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-26:4559</id>
      <updated>2011-11-26T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 

	 Oral Sander&amp;#39;in siyasi tarih alanına en büyük katkısı, konuyu çok geniş bir çerçevede ele almasıdır. Siyasi tarihi çok yönlü, disiplinlerarası bir çerçevede incelemiş, uygarlık tarihi, kültür tarihi temeline oturtmuştur. Bu kitap, hem siyasi tarih öğrencilerinin, hem de genel okuyucunun ilgisini çeken, yararlı bir temel başvuru kaynağı niteliğindedir.


	 

	Prof.Dr. Ömer Kürkçüoğlu</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Sultangaliyev - Halit Kakınç</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=117452" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-22:117452</id>
      <updated>2011-11-22T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	
	Mirseyid Sultangaliyev, sol düşünce açısından 20. yüzyılın en başat isimlerinden biridir. Sovyet denemesinin çökeceğini, nedenleri ile birlikte daha 1920'lerde öngörmüş, öngördükleri gerçekleşmiştir.
	
	Sultangaliyev, Türkçe konuşan coğrafyanın en önemli sol düşünürüdür. Antisömürgeci çıkışlı, geleceğe yönelik bir dünya devrimi kuramı geliştiren tek devrimcidir.
	
	Şoven bir milliyetçi, ırkçı, köktendinci değildir; emperyalist tortuların en ilerici ideolojileri bile saptırabildiği gerçeğini, en açık biçimde anlatan kişidir.
	
	Sultangaliyev'i anlamak; 20. yüzyılı, sol düşünceyi, emperyalizmi, sömürge dünyasını ve antisömürgeciliği, Türkçe konuşan coğrafyanın sorunlarını anlamaya giden kapının en uygun ve yetkin anahtarıdır.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Yükselen Bir Deniz - Can Dündar</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4818" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-18:4818</id>
      <updated>2011-11-18T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>31 Mart&amp;#39;ta gericilerin üzerine Hareket Ordusu&amp;#39;yla birlikte yürüyen genç yüzbaşı, siyah cilt beziyle kaplı küçük not defterinin kareli sayfalarına sabit kalemle şunları yazdı:
	
	"Faziletli din âlimleri başımızın tacıdır. Fakat şahsi çıkarları ve adi menfaatleri için yalandan âlim kılığına bürünen birtakım çıkarcılar elbette kanun pençesinden kurtulamayacaklardır."
	
	16 Kasım 1916 gecesi Bitlis&amp;#39;te öksürük nöbetinden uyuyamadığı bir gece Paris Âdetleri adlı bir aşk romanı okudu. Romanın kahramanı Sappho iki aşk arasında sıkışmış özgür bir kadındı. Romanı bitirdikten sonra günlüğüne şu notu düştü: " Kadınlarla bir arada bulunma, erkeklerin ahlakı, düşünceleri, duyguları üzerinde etki yapar."
	
	Karlsbad&amp;#39;da böbrek tedavisi gördüğü günlerde bir yandan günlük tutuyor ve gelecekte uygulamaya koyacağı fikirleri kağıda döküyordu:
	
	"Elime büyük kudret geçerse, ben sosyal hayatımızda istenilen devrimi, bir anda bir darbeyle uygulayabileceğimi sanıyorum. Halkın anlayışının, yavaş yavaş alıştırılarak değiştirilebileceğini kabul etmiyorum. Buna ruhum isyan ediyor. Ben bu kadar yıl eğitim gördükten, özgürlüğümü elde etmek için hayatımı, yıllarımı harcadıktan sonra neden cahiller derecesine ineyim? Onları kendi düzeyime çıkarırım. Ben onlar gibi olmam. Onlar benim gibi olsun."
	
	Yükselen Bir Deniz, farklı bir Cumhuriyet kitabı...
	Sizi Atatürk&amp;#39;ün düşünce serüveniyle tanıştırıyor.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Siyaset Bilimi - Ahmet Taner Kışlalı</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4555" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-18:4555</id>
      <updated>2011-11-18T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>"Yalnız kendi dilimizde değil, yabancı dillerde de bu alanda bir öğretmeni tam anlamıyla doyuracak içerikte bir kitap bulmak oldukça zordur. Türkiye&amp;#39;deki pek çok öğretim üyesinin gereksinmesini karşılayacak, öteki okuyucuların da ilgisini çekecek böyle bir eseri Türk siyaset bilimi kütüphanesine kattığınız için sizi candan kutlarım."
	
	Prof. Dr. Erhan Köksal 
	
	"En çok yararlandığım çağdaş yerli yazar Ahmet Taner Kışlalı oldu. Kışlalı&amp;#39;nın tüm kitapları, ama esas olarak Siyaset Bilimi adlı çalışması, bütün lider adayları için yararlı olabilir. Ben, Kışlalı&amp;#39;nın kitabından çok şey öğrendim." 
	
	Emre Kongar</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Anayasaya Giriş - Mümtaz Soysal</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=118160" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-18:118160</id>
      <updated>2011-11-18T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>İlter Ertuğrul / Mümtaz Soysal&amp;#39;ın ve Kitabın Yargılanışı


	 


	
	
	
	Yeniden yayınlanışın gerekçelerini okumak için tıklayınız


	
	
	Anayasa tartışmalarının yeniden canlandığı bir dönemde anayasalara ve devlet sistemlerine ilişkin temel kavramları iyi bilmek gerekiyor. Anayasaya Giriş, 1961 Anayasası&amp;#39;nın getirdiği özgürlük ve özerk üniversiteler ortamından rahatsız olanların yarattığı korku atmosferinin oluşmasından kısa zaman önce, üniversitelerin ilk sınıflarındaki gençlere bu alanda temel bilgileri vermek amacıyla yazılmıştı. Kolay anlaşılır bir dille yazıldığı için komünizm propagandası yapmakla suçlandı; yazarı Mümtaz Soysal ağır hapse ve ömür boyu kamu haklarından yoksun bırakılmaya mahkûm edilmek istendi.


	Kırk iki yıl önce bir sıkıyönetim mahkemesinde dava konusu olan bu ders kitabı, yazarının Mamak Askeri Cezaevi&amp;#39;nde on altı ay tutulmasına mal oldu ama yazarına ve dolayısıyla Türkiye'ye UNESCO'nun ilk İnsan Hakları Öğretimi Uluslararası Ödülü&amp;#39;nü kazandırdı.


	Mümtaz Soysal, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde anayasa hukuku profesörüydü. İmge Kitabevi Yayınları, o dönemin korku imparatorluğunda, öğrenciler ve başka okurların "suç aracı bulundurmak"la suçlanmamak için yakıp yok ettiği, ama sonradan çok aranan bir kitabın tıpkıbasımını yaparak ve yazarının yargılanış öyküsünü vererek, anayasa hukukundaki temel kavramların anlaşılmasına ve üniversite özerkliği açısından unutulmaması gereken bir davanın anımsanmasına katkıda bulunmak istedi.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Yarim Haziran - Can Dündar</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4595" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-18:4595</id>
      <updated>2011-11-18T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>13. Baskıya önsözü okumak için tıklayınız
	
	
	
	
	Katran karası bir geceyi Haziran bulutlarının arasından yırtarak, avuçlarında kıpır kıpır yıldızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay... "Sana Samanyolu getirdim" dedi ve bütün gökkubbeyi yeryüzüne indirmiş gibi mağrur gülümsedi koltuğumun başucunda...


	Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet...


	Sonra penceremi açıp onu içeri aldım.


	Dolunay, Samanyolu'ndan ışıklarla eteklerinde; "Haydi" diyordu penceremin dibinde; "Haydi... ebedi baharın ülkesine..."


	Lakin, dolunaya inat, öylesine bitkin ve naçar ki hayat, kopamadım akşam haberlerinden, dünyevi kederlerden... Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi'den bir şiir fısıldayarak kulağına:


	"Bir gün geleceğim / alıp şu başımı / bir gün geleceğim / belki de Haziran / bulacak naaşımı / belki de Haziran..."


	Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken dolunay, Samanyolu boyunca efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı. Bakakaldım peşinden...


	Ne gözümü alabildim ne göze alabildim.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Ergenekon - Can Dündar, Celal Kazdağlı</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4477" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-14:4477</id>
      <updated>2011-11-14T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük skandalını "Çok Gizli" damgalı dosyalara tıkıp hafızasına gömdü. 1996&amp;#39;nın Kasım ayında, bir pazar akşamı, Susurluk&amp;#39;ta "iş kazası" yapan bir Mercedes&amp;#39;ten dökülen kirli devlet sırları, geldiği kadar hızla uçup gitti gündemimizden... Devleti ele geçirmeye çalışan çeteler, iktidarı saran mafya ilişkileri, eski ülkücülerden özel time uzanan bir yasadışı örgütlenme, tam da çözülmenin eşiğine gelmişken tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.
	Oysa Meclis&amp;#39;in duruma el koyması, savcıların olayın üstüne gitmesi, kamuoyunun uyanık olması, medyanın özel araştırma ekipleri kurup işin peşine düşmesi gerekiyordu.
	Olmadı.
	Bu kitapta, 40 Dakika haber programının, "Susurluk unutulmasın" diye yaptığı araştırmaları bulacaksınız. Türkiye&amp;#39;de Gladyo tipi bir örgütlenmenin nasıl kurulduğunu; eski ülkücülerin nasıl yasadışı bir faaliyette görevlendirildiklerini; istihbarat teşkilatları arasındaki amansız rekabeti, başbakanların kullandıkları "Özel Büroları"; Güneydoğu&amp;#39;da sürdürülen mücadelenin nasıl hukuk dışına taşıp çeteler yarattığını; 12 Eylül öncesi provokasyonlardan Özal suikastına kadar bu çetelerin adının bulaştığı eylemleri; nihayet, devlet içindeki devletin, "Ergenekon"un gizli dünyasını okuyacaksınız. Ve bütün bu anlatılanların hesabının nasıl olup da hâlâ sorulmadığına şaşacaksınız.
	Ergenekon&amp;#39;la tanışın!
	Susurluk suskunluğa dönüşmesin!


	Ergenekon iddianamesinin tam metni için bkz. http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=7050</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Yüzyılın Aşkları - Can Dündar</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=56270" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-14:56270</id>
      <updated>2011-11-14T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Uygarlık tarihi biraz da aşkların tarihidir.
	Kadınla erkeğin, sevenle sevilenin,
	âşıkla maşukun tarihi
	Ama insanlık tarihi gibi, aşkların tarihi de
	dikensiz gül bahçesi değildir.
	Kahkahalar ve buselerle olduğu kadar, acılar ve
	gözyaşlarıyla da işlenmiş bir kanaviçedir bu
	Yaşandığı döneme ilişkin ipucu verir ve dönüp
	bakınca insana güzel gelir.
	Bu kitapta geçtiğimiz asra damgasını vuran
	aşk hikâyeleri var. Kimi meşhur olmuş, kimi unutulmuş,
	kimi efsanevi, kimi berduş aşklar bunlar
	Mustafa Kemal ve Latife Hanım'dan,
	Enver Paşa ve Naciye Sultan'a,
	Adnan Menderes ve Ayhan Aydan'dan,
	Nâzım'la Piraye'ye,
	Bedri Rahmi-Eren Eyüboğlu'dan,
	Yüksel Menderes ve İpek Kramer'e,
	Yılmaz-Fatoş Güney'den,
	Yıldız Kenter ve Şükran Güngör'e,
	Melih Kibar ve Çiğdem Talu'dan,
	Selahattin Pınar'la Afife Jale'ye...


	Bir dönem Türkiye'yi sarsan gönül maceraları...
	Bir başka deyişle "Yüzyılın Aşkları"</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Az Gittik Uz Gittik - Pertev Naili Boratav</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=62255" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-14:62255</id>
      <updated>2011-11-14T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	 


	"Az gittik uz gittik. Dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz."


	 


	 


	Bu ifadeleri bilmeyenimiz, duymayanımız yoktur; çünkü bu Türk masallarının ayrılmaz parçasıdır. Masal dünyasını gerçek dünyadan ayırmak, bu ayrılığı vurgulamak ve sık sık hatırlatmak için bulunmuş yollardan, Türk halkının dehasını gösteren muazzam cümlelerden biridir.
	Az Gittik Uz Gittik, şimdi bir kısmı Türkiye sınırları dışında kalsa da, Türkçe konuşan halkların yaşadığı topraklarda ve Anadolu'nun derin uygarlığı içinde serpilip gelişen masallardan oluşan bir derleme. 1998'de kaybettiğimiz değerli bilim insanı Pertev Naili Boratav'ın, uzun yıllar alan titiz ve kapsamlı çalışmalar sonucu oluşturduğu bu kaynak eser, Türk folklorunun bu paha biçilmez hazinelerini yazıya dökerek kaybolmaktan kurtarmış, bir kuşaktan diğer kuşağa sözlü gelenek içinde aktarılan masalları adeta bir kez daha ölümsüzleştirmiştir; kendi deyimiyle, onlara "belge" niteliği kazandırmış, her yaştan okuru masal dünyasının büyülü perdesini aralamaya çağırmıştır.


	 


	 


	Cumhuriyet döneminin en önemli araştırmacılarından birinin kaleminden, Türk halk edebiyatına yetkin ve kapsamlı bir bakış getiren bu kitap 48 halk masalı, 1 tekerleme ve Karatepeli hikâyelerinden oluşuyor. Ayrıca Boratav'ın, "Türk Masalı Üzerine" başlıklı önemli incelemesinin de eklenmesiyle kitap, değerine değer katan bir boyut daha kazanmış oluyor. 


	 


	 


	Şimdi, Keloğlan'dan korkunç devanalarına, astığı astık kestiği kestik padişahlardan gözü pek şehzadelere, bin bir güçlüğü aşarak muradına eren güzel ve akıllı kızlara, bizi hem eğlendiren hem de derin bir hayat bilgeliği aktaran hayvanlara kadar birçok renkli kahramanın dünyasını örten perde kalkıyor...


	 


	 


	...ve daha da müthiş bir cümleyle masal başlıyor:
	"Bir varmış, bir yokmuş."


	 


	 


	 </summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Avrupa Tarihi - Norman Davies</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=117768" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-03:117768</id>
      <updated>2011-11-03T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Norman Davies, tarihi eğlencesiz bulan herkese tavsiye edilecek bir kitap yazmış. Sıkıcı tek bir sayfa bile bulunmayan bu yapıtta, bilginin büyüleyiciliği kadar, entelektüel kavrayışın varlığı da dikkat çekici. 'Olanaksız bir iş' olarak adlandırılmasına rağmen, bu kitabı öylesine başarıyla ve parlak biçimde yazmış ki olanaksızı inanılır kılmış.
	Allan Massie, The Daily Telegraph 


	Davies, bu büyük anlatının altından hayranlık uyandıracak biçimde kalkmış. Bu uzun anlatı, kutucuklar adı verilen, kitabın kronolojik sırasından çok farklı ve uzak yönlere giden kısa parantezlerle hazmedilir hale getirilmiş. Yazar, insanları geçmişlerini öğrenme konusunda cesaretlendirmeyi, aydınlatmayı ve eğlendirmeyi amaçlıyor. Bunu da başarıyor.
	Sebastian O'Kelly, The European


	Norman Davies, olağanüstü hacimde ve bilimsel açıdan çok değerli bir kitap yazmış. Kitabın özgün içeriği dışında diğer bir yeniliği de Avrupa'nın bütününün ve onu biçimlendiren tüm etkilerin gerekli ağırlık verilerek dile getirilmiş olması. Bu kitap, Avrupa'nın gerçek hikâyesinin anlaşılması için son derece yararlıdır.
	Martin Jacques, The Observer


	Bilgi kutucuklarıyla ayrıntılandırılan, anlaşılır, eğitici bir anlatım. Bu muazzam tarih kitabı, daha çok, zamanımıza aittir. Davies, Batı uygarlığının eski zaferci anlatımlarını ve politik düzeltmelerin komik artıklarını reddetmektedir.
	Kevin Sharpe, The Sunday Times


	Oxford Üniversitesi tarafından yayımlanan tarih kitaplarının en önemli ve en aydınlatıcılarından biri. Bilginin soylu bir anıtı...
	Jan Morris, The Independent


	Gerçekten kaliteli ve önemli kitaplar az bulunur. Norman Davies'in Avrupa Tarihi bunlardan biri. Bu kitap akıl, berraklık ve bilgiyle yazılmış, parlak bir başarı örneğidir. Yazarın saptamaları çoğunlukla şaşırtıcı ve her zaman taze. Avrupa Tarihi, herkesin okuması gereken bir kitap.
	A. C. Grayling, Financial Times


	Kaliteli Avrupa tarihlerine ihtiyacımız var. Davies'in Avrupa Tarihi bunların en iyilerinden.
	Felipe Fernandez-Armesto, The Sunday Times


	Şimdiye kadar gereksinimi çok duyulan bir kitap, gerçek bir edebi eser. Herhangi bir şey ve her şey hakkında bilgi var.
	Norman Stone, The Sunday Times 


	'Harika' sözü,Avrupa Tarihi'ni nitelemeye yetmez. Bu kitap müthiş karmaşık bir konuda anlaşılır bir yol haritası sunuyor.
	John Gross, The Sunday Telegraph


	Büyük çoğunluğumuzun katılma konusunda görüş birliğinde olduğu Avrupa'yı tanıma zamanı geldi de geçiyor. Bu işe tarihten başlamak iyi bir yoldur. Mensubu olmayı istediğimiz bu tarihe genel ve çok yararlı bir giriş için Avrupa Tarihi, olabilecek en iyi seçimdir. 
	Mehmet Ali Kılıçbay


	Norman Davies, klasik tarihçilikte yapıldığı gibi kıtadaki ulus-devletlerin siyaset dünyasıyla sınırlı kalmayarak, bu tür genel tarihlerde yer verilmeyenleri de kapsamına alan kültür tarihi yaklaşımıyla, hem yeni hem de kapsamlı ve merakla okunan bir eser ortaya koymuştur. 
	Kudret Emiroğlu</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev - Etienne de La Boétie</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4489" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-11-03:4489</id>
      <updated>2011-11-03T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Yakın dostu, büyük Fransız düşünürü Montaigne&amp;#39;in, "Kanımca, La Boétie çağımızın en büyük insanıdır" diye söz ettiği Etienne de La Boétie&amp;#39;nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev&amp;#39;i siyasal düşünce tarihinde yeni bir yaklaşımın öncüsü olmuştur. Siyaset olgusunu iktidar ilişkileri biçiminde algılayan La Boétie, bugün bile kafaları kurcalayan, "insanların nasıl olup da itaat etmekle kalmayıp boyun eğmeyi, hatta kulluk etmeyi arzuladıkları" sorununu yapıtının odak noktasına yerleştirir. La Boétie, iktidar olgusunu ve bunun ideolojik dayanaklarını (geniş anlamda hegomonyayı) irdelemekle yetinmez; iktidar ilişkileri ağının en üst düzeyde kuramsallaşmış biçimine, bir başka deyişle devlet sorununa yönelir. Tiran&amp;#39;ın ya da "Bir"in iktidarından yola çıkarak XVI. yüzyıl Fransası&amp;#39;nda artık açıkça belirginleşmeye başlayan modern devletin gerçeğine ulaşır. Bu bakımdan Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, gerçekte, devlet egemenliğinin niteliği üzerine yapılmış bir söylevdir.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Nereye? - Can Dündar</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4761" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-31:4761</id>
      <updated>2011-10-31T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Bu kitapta, çağında yaşananlara meraklı bir yazarın yüzyıl dönüşümünden aktardığı gözlemleri bulacaksınız.
	
	Kimi Türkiye&amp;#39;nin en ağır kriz yıllarında, kimi terör ve savaş koşullarında yazılmış bu yazıların ortak özelliği, üçüncü binyılın kundağında geleceğini arayan âdemoğullarının beynini kurcalayan soru işaretlerini deşmesi ...
	
	Geçtiğimiz yüzyılda kendisine yol gösteren tanıdık haritayı kaybeden insanoğlunun, yeni çağın yollarındaki istikamet arayışının izdüşümleri.
	
	Teknolojik tahakkümden, değişen cinsel kimliklere, tek kültür tehdidinden, gençlerin yeni diline kadar değişimin göstergeleri...
	
	Hem toplumsal hem de kişisel bir arayışın muhasebesi...
	
	Kendi kalbini durdurmuş bir kalp doktorunun, körler okulunda bir resim öğretmeninin, kendi idam sahnesini izleyip yazmış bir yazarın ve iyiliğin nihai zaferinden umudu kesmeden orta yaşa varmış bir kuşağın tutanakları...
	
	Bu vahşi koşu içinde bir türlü durup soramadığımız yaman bir soru bekliyor sizi içerideki sayfalarda: "Nereye?..."</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Gelişim Psikolojisi -Yetişkinlik-Yaşlılık-Ölüm- - Bekir Onur</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4488" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-31:4488</id>
      <updated>2011-10-31T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Gelişim psikolojisi, psikolojinin en önemli ve en geniş alanlarından biri. Önceleri yalnızca çocuk ve ergen psikolojisi dallarıyla bilinirken, bugün insan gelişimini bir bütün olarak ele alan geniş kapsamlı bir alanı içeriyor. Çağdaş gelişim psikolojisi, insanı doğum öncesinden başlayıp ölümüne kadar incelemeyi hedefliyor. Gelişimin yaşlılık dönemlerinin, ölümü de içine alacak biçimde gelişim psikolojisinin kapsamına girmesi yeni bir olgu.


	Prof. Dr. Bekir Onur&amp;#39;un bu yapıtı, ülkemizde yetişkinlik, yaşlılık ve ölümü inceleyen ilk gelişim psikolojisi kitabıdır. İnsan gelişiminin bütünlüğü ve sürekliliği dikkate alınarak, kitapta çocukluk ve gençlik dönemlerinin gelişimine de yer verilmiştir.


	Gelişim Psikolojisi, insanın nasıl geliştiğini merak eden herkesin rahatlıkla okuyabileceği zengin içerikli bir kitaptır.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Türkiye'nin Yönetimi -Yapı- - Birgül Ayman Güler</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=88815" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-25:88815</id>
      <updated>2011-10-25T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	 


	Türkiye'nin Yönetimi: Yapı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi&amp;#39;ndeki "Türk Kamu Yönetimi" ve İletişim Fakültesi&amp;#39;ndeki "Türkiye'nin Yönetim Yapısı" dersleri için hazırlanmış notların altı yıllık uygulamasından doğmuş bir kitaptır. İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemin koşulları, gerçekte olması gerekeni mümkün kılmış, ders kitabı ile araştırma kitabı arasındaki uzaklık, bu çalışmada görüleceği gibi, epeyce kapanmıştır. 


	 


	Türkiye'nin Yönetimi: Yapı, ülkemizin bugünü ve yarını ile ilgilidir. Türk kamu yönetiminin bugünkü yapısını, hukuksal değil tarihsel ve yönetim bilimi temelinde kavramsal yaklaşımla irdelemektedir. Kamunun yönetiminin tüm tarihsel tiplerinde dört temel işlev vardır; bunlar bugünkü &amp;#39;kamu yönetimi&amp;#39;ni de oluşturan temel işlevlerdir. O nedenle bu kitapta, kamu(nun) yönetimini genel yönetsel kurumlaşmadan ibaret sayan yerleşik kalıp kırılmış, Türkiye'nin yönetimi &amp;#39;g&amp;#39;enel, &amp;#39;a&amp;#39;skeri, &amp;#39;a&amp;#39;kademik, &amp;#39;a&amp;#39;dli yönetim (1G3A) olarak tanımlanmıştır.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Siyasi Tarih 1918-1994 - Oral Sander</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4560" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-20:4560</id>
      <updated>2011-10-20T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Siyasi Tarih&amp;#39;in ikinci cildi, 20. yüzyıl tarihini, gerek geçmişin gerekse günümüzün sorunlarını değerlendirebilmemizi sağlayacak derli toplu bir çerçeve içinde okura sunuyor.
	
	Türkiye&amp;#39;de siyasi tarih öğrenimini bir gelenek haline getiren "Mülkiye"nin erken yitirdiğimiz değerli bir hocasından, bu geleneğe uygun bir kitap.
	
	Tarih, bize yaklaştıkça gazete haberine benzemeye başlar. Böylesine kaypak bir zeminde tarihçilik yapmak bilgi, beceri, sabır ama en önemlisi ortak bir akla mensubiyet gerektirir.
	
	Oral Sander&amp;#39;in 20. yüzyıl olaylarını 20. yüzyıl siyasi tarihi haline getirmesinin başarısını okuyucularla paylaşıyoruz.
	
	Mehmet Ali Kılıçbay</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>İstihdam Para ve İktisadi Politika - Sadun Aren</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=85946" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-19:85946</id>
      <updated>2011-10-19T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	"Bu güzel kitap, kafa karıştırmadan, ayrıntılara boğulmadan ama hiçbir temel bilgiyi atlamadan, modern makro-iktisat teorisini öğreten ideal bir ders kitabıydı; aynı zamanda iktisada meraklı birçok insana temel bilgiler verdi. Şimdi artık emekli olmuş bizim kuşak Mülkiyeliler için, bu kitabı izleyerek Sadun Hoca'nın dersini dinlemek, ufuk açan bir zevkti.
	O tarihten beri, telif, tercüme, derleme-toparlama yüzlerce iktisat kitabı yayınlanmıştır, ama bu kitap, iktisat teorisi değişse de, matematikle boğulsa da, ayrı bir yerde durur."
	Ergun Türkcan
	
	"İnsanı bütün diğer canlılardan ayıran yegâne özelliği üretim yapmasıdır, yani iktisattır. İktisat, bu yüzden öğrenmesi ve öğretmesi de zor bir disiplindir. Hele bir an önce &amp;#39;Türkiye'yi kurtarma&amp;#39; sabırsızlığı içindeki Mülkiyeliler için...
	Sadun Hoca, hem iyi bir Mülkiyeli hem de iyi bir iktisatçı olduğu için, iki kere zor olan bu işi başardı ve birçok Mülkiyeli kuşağına iktisat öğretti; sadece iktisat değil, onurlu duruş ve bildiğini bilmeyi de... Elinizdeki kitap, onun süzülmüş bilgilerini bize aktarmak için, bundan çok yıllar önce yazdığı bir ders malzemesidir.
	İnsan bu kitaba bakınca, iktisatta meydana gelen bunca değişmeye ve gelişmeye rağmen tazeliğini nasıl koruduğunu önce anlayamıyor. Sonra, eğer bir de Sadun Hoca&amp;#39;nın öğrencisiyse, bu durumun, onun ölene kadar taze ve dirençli kalmış olmasından kaynaklandığını görüveriyor."
	Mehmet Ali Kılıçbay</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>100 Soruda Ekonomi Elkitabı -Türkiye Ekonomisinden Örneklerle- - Sadun Aren</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=78330" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-19:78330</id>
      <updated>2011-10-19T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 


	Kökü 16. yüzyıla dayanan iktisat biliminin Türkiye&amp;#39;ye gelmesi, 19. yüzyılın sonunu bulmuştur. Bu gecikmişlik, bu bilim dalının üniversiter eğitimde kendine yer bulmasını da çok ertelemiştir. Bunun kaçınılmaz sonucu, Türkiye&amp;#39;de iktisadi düşüncenin, iktisat yazınının ve iktisatça düşünmenin güdük kalmasıdır.


	Türkçe yayınlanmış iktisat kitaplarının büyük çoğunluğunun çeviri veya yabancı kaynaklardan derleme "ders kitabı" niteliğini taşıması bu güdüklüğün başat göstergesidir.


	Sayıları ne yazık ki çok az olan bazı öncüler, Türkçe ve özgün iktisat kitapları yayınlamışlardır. Bu öncülerden biri, Türkiye&amp;#39;de neredeyse her zaman tabu, korku ve korkutma nesnesi, yasak ve hapsedilme nedeni olan Marksist iktisadın da ustalarından Sadun Aren&amp;#39;dir.


	Sadun Aren, Mülkiye&amp;#39;de geçirdiği uzun akademik kariyeri boyunca, siyasi mücadelenin ve bilimsel çalışmaların yanı sıra, iktisatla yeni tanışan öğrencilerine bu labirentte yol göstermesi için "iktisada giriş" niteliğindeki 100 Soruda Ekonomi Elkitabı'nı yazmıştır.


	Devasa ilerlemeler ve genişlemeler kaydeden iktisadın karmakarışık yollarında kaybolmamak için yola bu kitapla başlamak akıllıca olacaktır.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Olumsuzla Oyalanma -Kant, Hegel ve İdeoloji Kritiği- - Slavoj &#381;i&#382;ek</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115659" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-17:115659</id>
      <updated>2011-10-17T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Yalnızca beş yıllık bir süre içinde dört öncü nitelikli kitabın yayınlanmasıyla Slavoj &amp;#381;i&amp;#382;ek, yakın tarihin en etkileyici, derin görüşlü ve skandal yaratıcı düşünürlerinden biri olma ününü yakaladı. Onun yazdıkları, Jacques Lacan'ın zamanımızın en seçkin felsefecilerinden biri olarak kabul edilmesini sağladı.
	
	Olumsuzla Oyalanma'da &amp;#381;i&amp;#382;ek, çağdaş ideoloji kritiğine meydan okuyor ve bunu yaparak da toplumsal çatışmanın, özellikle de milliyetçiliğin ve etnik çatışmaların son zamanlarda patlak vermesinin farklı bir bakışla anlaşılması için yeni yollar ortaya koyuyor. &amp;#381;i&amp;#382;ek şu soruyu soruyor: Bizler, gerçeğin çeşitli tutarsız uygulamaların rastlantısal etkisine indirgendiği ve öznelliğimizin pek çok ideolojik duruş arasına yayıldığı postmodern bir evrenle mi sınırlıyız? Buna verdiği yanıt Hayır; çıkış yolu da felsefeye geri dönmek. Alman idealizmine bu geri dönüş, &amp;#381;i&amp;#382;ek'in ideoloji kritiğini toplumumuzun dinamiğini ortaya dökmek için bir gereç olarak yeniden şekillendirmesine olanak sağlıyor; bunun çok önemli bir yönünü de -özellikle &amp;#381;i&amp;#382;ek'in anavatanı olan Balkanlar'da geliştiği biçimiyle- milliyetçiliğin tartışılması oluşturuyor. &amp;#381;i&amp;#382;ek -kışkırtıcı bir tavırla- milliyetçi ve etnik düşmanlığı körükleyen şeyin kendi keyfimizin kolektif düzeyde reddi olduğunu ileri sürüyor.
	
	Popüler kültürden ve üst düzey kuramlardan -opera, kara film, kapitalist evrenselcilik, dinsel ve etnik köktencilik- örneklerin kullanıldığı bu eser, postmodern sofistlerden çok daha radikal bir biçimde, Kant ve Hegel'in bizim çağdaşlarımız olduğu gerçeğini açığa çıkarıyor.
	
	&amp;#381;i&amp;#382;ek'in bu yeni eseri kendisinden öncekiler kadar çarpıcı ve yepyeni felsefi yollar açıyor. Kitapta Kant ve Hegel, Lacan'ı -Lacan da Kant ve Hegel'i- aydınlatmakla kalmıyor, kitle kültürü ve siyaset de bunların tümünü aydınlatıyor; opera konusunda hayranlık uyandırıcı yolculuk da cabası.
	Fredric Jameson
	
	Ljubljana devi Slavoj &amp;#381;i&amp;#382;ek, Anti-Oidipus'tan bu yana yüksek düzey entelektüel tartışmanın en iyisini sunmakta.
	Scott Malcolmson, Voice Literary Supplement</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Türk Dili - Kemal Ateş</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=77530" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-10:77530</id>
      <updated>2011-10-10T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Anadilini kullanma becerisinin öğrencinin başarısında önemli bir yeri vardır. Bu gerçeğin anlaşılmasıyladır ki bazı fakültelerde yıllar önce başlatılan Türkçe dersleri, giderek bütün fakültelerde zorunlu hale gelmiştir. Bir dilekçe yazma becerisinden yoksun olarak üniversiteye gelen öğrenciler için bu derslerin gerekliliğinden çok, nasıl verilmesi gerektiği tartışılabilir ancak. Türkçe derslerinin bol alıştırma ve uygulamayla, öneri nitelikli iyi metinlere dayanılarak bir beceri geliştirme dersi gibi yürütülmesi gerekir. Bu anlayışla hazırlanan Türk Dili kitabındaki metinlerin seçimine ayrı bir özen gösterildi; öğrenciye verilmek istenen kompozisyon bilgileri, dil ve anlatım incelikleri Türk ve dünya edebiyatının seçkin metinleri işlenerek aktarıldı. Ayrıca kitapta yer alan dilbilgisi özeti, yazım kuralları bölümü, bütün öğrencilerin kolayca anlayabilecekleri yalınlıktadır. Özellikle yazım kuralları bölümünün, çeşitli kuruluşlarca adeta Türkoloji mezunlarını hedef alarak hazırlanmış gibi görünen yazım kılavuzlarından daha yalın ve kolay anlaşılır olduğu görülecektir.


	Türk dili derslerinin, öncelikle liselerde verilmekte olan edebiyat ve dilbilgisi derslerinin bir tekrarı olmadığı anlaşılmalı. Bir üniversite öğrencisi her şeyden önce, üniversitede okuduğunu görmek ister. Yanlış uygulamalarla öğrencinin bu inancını sarsmaya hiç kimsenin hakkı olmamalı.


	Elinizdeki kitap bu anlayışla hazırlandı.


	
	 


	 </summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Yemek Savaşları - Jennifer Shu, Laura A. Jana</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115663" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-10-10:115663</id>
      <updated>2011-10-10T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Çocuklu aileler için yemek zamanları çoğu zaman bir "savaş"a sahne olur. Bazen sinirler gerilir, sofrayı bir anda huzursuzluk kaplar; kısacası çocukların ve ebeveynlerin "ağızlarının tadı" kaçar. Peki, hayatta en çok sevdiğimiz varlıkları hem mutlu etmek, hem de sağlıklı bir şekilde beslemek çok mu zor?
	
	Laura A. Jana ve Jennifer Shu, işte bu sorudan yola çıkarak, hem eğlenceli hem de bilimsel bir kitap hazırlamışlar.
	
	Aç olduğunu bildiğiniz halde yemeği reddeden bir bebeğiniz, markette istediği alınmadığı için kıyameti koparan bir çocuğunuz varsa, ve üstelik zararlı yiyeceklerle onların aklını çelmek için tetikte bekleyen "düşman"ları bozguna uğratmaya hevesliyseniz, bu kitap size göredir. Eğlenceli ve kolay uygulanabilir taktiklerle, sofranız artık bir savaş alanı olmaktan çıkacak. "Eyvah, yine yemek saati" kaygıları, evinizi dönmemek üzere terk edecek.
	
	Ayrıca, bebek için ilk tahıllar; yolculuk; mızmızlanma; hazır yiyecekler ve fast food;  beş saniye kuralı; aileden, arkadaşlardan ve bakıcılardan etkilenme; hasta çocuklar; vitaminler; alerjiler; kabızlık; kusma ve daha birçok konu bu kitapta...
	
	Yemek Savaşları, beslenme zamanlarında bitkin düşen ebeveynlerle, gözyaşı döken çocuklar arasında kalıcı bir barış sağlıyor...
	
	Dr. Jana ve Shu işlerini iyi biliyor. Akıllıca yazılmış bu kitap ve içindeki güve-nilir öneriler size yardımcı olacak.  Çocuklarınız yiyip içerek mutlu olacaklar.
	Harvey Karp, MD, FAAP,  Yazar, Happiest Toddler on the Block kitap/DVD&amp;#39;nin yaratıcısı.
	
	Bu kitap; havada uçuşan sebzelerden ve öfke nöbetlerinden korunmayı sağlıyor. Her şeyden önemlisi, çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlığı yerleştirme müca-delelerinde, ebeveynlere ve bakıcılara yardım edecek mükemmel bir araç!
	Tanya Remer Altman, MD, FAAP, The Wonder Years kitabı editörü ve Healthy Children
	Dergisi Yayın Kurulu danışmanı.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Alyoşa -Aliye Berger'in Öyküsü - Hayati Çitaklar</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115661" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-09-12:115661</id>
      <updated>2011-09-12T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>"İçtenlik öğretilmez. Ne yaşamda, ne sanatta. Okulu yoktur. Ne isem o oldum.
...
Yaşadığım, güzellikleriyle, acılarıyla, aşklarıyla, ölümleriyle, başkaldırışım ve baş eğmelerimle, umutlarım ve umutsuzluklarımla yaşadığım, benim olan dünyayı yansıtmak istedim yapıtlarımda.
...
Ama en çok, tüm bunları kucaklayan ve adına hayat dediğimiz olaydan, serüvenden etkilendim. Ve aşktan. Ve sevgiden. Aşkla yaşadım. Ölümler bile öldüremedi bu bendeki aşkı. Ve coşkuyla, aşkla, sevgiyle yarattım ne yarattımsa."
Aliye Berger
"Aliye Berger, insan kılığında bir kelebekti. Girdiği, gezdiği, gördüğü her yerde, güllerden güllere, güzelliklerden güzelliklere konarak dolaşırdı. Görmek yetmezdi ona; iyiyi ve güzeli özümseyerek ruhuna sindirirdi. Bununla yetinmez, sonra zarif ve narin çizgilerle, büyüleyici renklerle yeniden yaratırdı onları. Kelebekler kadar masumdu her yaratısı... Aliye Berger gözü, gönlü, ruhu okşardı. Cana can katardı, kelebekler gibi." 
Talat Halman
"Hayatımda Aliye Berger kadar hem snob hem de aynı anda bohem olan başka biriyle daha tanışmadım."
Gülriz Sururi

"Aliye Teyzem'i bir kelime ile anlatmak istesem hiç düşünmeden "eksantrik" derdim.  Alyoşa kimselere benzemezdi. Gücüm olsaydı, sahnelere böylesi güzel bir oyunda Aliye'yi oynayarak dönmek isterdim."
Şirin Devrim
 </summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Mutfaktan Sofraya -Muhabbetiniz Bol Olsun - Serdar Şahinkaya</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115660" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-09-12:115660</id>
      <updated>2011-09-12T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Bu kitaptaki anlatılar, klasik yemek tarifleri değildir.

Yıllardır birikmiş gözlemler, mutfakta bizatihi emek ve zaman harcanarak oluşturulan lezzetler ve de sevdiklerinizle, dostlarınızla paylaşılan aynalı sofralar, genelde hergelece bir üslupla anlatılmaktadır.

Sayfaları çevirdikçe, başta balık olmak üzere yemek yapmanın aslında heyecanlı, keyifli, huzurlu ve ciddi bir iş olduğunu anlayacaksınız.

Doğrama tahtasında bir şeyleri doğrarken, yaratılacak muhteşem lezzet senfonisinin bestecisi artık sizsiniz. Bundan böyle sebzeleri ve meyveleri yıkarken renklerin kardeşliğine, derelerin kardeşliğini de ortak edeceksiniz; akşamları eve geldiğinizde günlük kıyafetlerden kurtulup kendinizi mutfağa atmış bulacaksınız.

Çokça İzmir ve Ankara, seyrek de olsa Antakya, Bodrum, Cunda, Kıbrıs'a ait lezzetlerin, kentlerden pazarlardan, tezgâhlardan, sokaklardan nasıl olup da sofralara taşındığının anlatımından sizler de büyük bir keyif alacaksınız.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü? - Adnan Gerger</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115658" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-08-24:115658</id>
      <updated>2011-08-24T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Bu kitap, birtakım iddialardan oluşmuyor ya da bilinen soruları gündeme getirmiyor. Bir yargı da ileri sürmüyor. Umut Operasyonu sürecinde yaşananları gözler önüne seriyor sadece Ama tüm yönleriyle, ayrıntılarıyla ve belgeleriyle

Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü?, sıradan bir kitap değil. Bir ilk kitap Umut Operasyonu ile ilgili şimdiye kadar bilinmeyen, kamuoyunda paylaşılmamış birçok şeyi ilk kez öğreneceksiniz, belki de duyduğunuz bazı şeylerin belgelerine ilk kez rastlayacaksınız.

Bir belgesel, bir araştırma kitabı bu... Ama resmi belgeleri öyküleyerek anlatması, okunmasını son derece kolaylaştırıyor. Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi Adnan Gerger, yaşananları bir roman gibi kaleme almış. Böylece, hem soluk soluğa okunan, hem de geçmişte kurulan kanlı tezgâhları bir kez daha sorgulamamızı sağlayan bir çalışma çıkmış ortaya.

Okudukça merak edeceksiniz. Merak ettikçe sorgulayacaksınız Yalnızca Uğur Mumcu'nun neden öldürüldüğünün izini sürmekle kalmayacak, bu ülkede işlenen diğer esrarengiz suikastların da peşine düşeceksiniz.</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Oğullar ve Sevgililer - D. H. Lawrence</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=106410" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-08-15:106410</id>
      <updated>2011-08-15T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Oğullar ve Sevgililer, 1930 yılında henüz 45 yaşındayken hayatını kaybeden ünlü İngiliz yazar D.H. Lawrence'ın en iyi romanı olarak kabul edilir. Oğullar ve Sevgililer, anne ile oğul arasındaki karmaşık ilişkileri derinlemesine bir bakışla ele alır.

Bir madenci köyünde kocası ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Gertrude Morel, üçüncü çocuğunu beklediği sırada kocasına olan sevgisinin, uzun evlilik yıllarının sonrasında iyice tükendiğini fark eder. Karı-kocanın aşkı, aralarındaki bu derin soğumayı atlatamaz. Koca, karısının sevgisizliği ile baş edebilmek için avuntuyu alkolde ararken kadın da aynı boşluğu doldurmak için kendini çocuklarına adar. Onlarla arasında özel ve giderek sağlıksızlaşan bir ilişkinin gelişmesi kaçınılmazdır. Parlak bir kariyere başlayan ve yeni nişanlanan gözbebeği büyük oğlunu beklenmedik bir anda kaybedince, Gertrude hem bu acının, hem de aşkta ve hayatta yaşadığı hayal kırıklıklarının etkisiyle bu kez tüm varlığını küçük oğluna yöneltir ve aşırı ilgisiyle onu bunaltır. Sanatsal eğilimleri olan yetenekli ve duyarlı oğul, hayatına giren diğer kadınlarla ve kişisel mutluluğuyla annesi arasında sıkışıp kalır Ve ortaya modern İngiliz edebiyatının en parlak romanlarından biri çıkar.

1960 yılında filme de çekilen ve yayınlandığı günden bugüne tazeliğini hiç yitirmeyen Oğullar ve Sevgililer, ünlü yazar ve çevirmen Nihal Yeğinobalı'nın Türkçesiyle</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Aşk Hafif Bir Uyuşturucudur... Genellikle - Michel Reynaud</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=115572" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-08-13:115572</id>
      <updated>2011-08-13T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Ozanlar yanılmamışlar,
bilim doğruluyor bunu: 
bizim ilk ve en doğal uyuşturucumuz,
doğuştan getirdiğimiz aşktır,
sihirli gücü ve zararlı öteki yüzü ile.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, dokunarak ya da duygusal olarak yaşanan aşkın organizmamızı değiştirdiğini anlamamızı sağladı. Sevdiğimiz zaman organizmamızın, hazzın doğal mekaniğini aktifleştiren ve bize da-ha çok sevme arzusu veren, dolayısıyla daha çok haz duymamızı sağlayan mutluluk maddeleri ürettiğini öğrendik. Hazzın doğal mekaniği içinde gerçekleşen bu akım, tıpkı bağımlılık durumunda olduğu gibi, âşık olma durumunda da bizi "müptela" haline getirebilir: Bu durumda yoksunluk, tahammül edilemez bir şey olarak yaşanır ve tutku, bağımlılığa dönüşür. 

Bütün bunları biliyor olabiliriz, ama aşk hakkında daha bilmediğimiz o 
kadar çok şey var ki... onları da Michel Reynaud'dan öğreniyoruz:

Sayısız klinik deneyimlerini, hayvanlar üzerinde ve yazın dünyasında yaptığı araştırmalarla zenginleştiren Michel Reynaud, Aşk Hafif Bir Uyuştu-rucudur... Genellikle'de, sevda durumunun her evresini, biyolojik ve psikolojik görünümleri altında ele alıyor. Aşkın bize nasıl doping verdiğini ve aynı zamanda uyuşturucu bir madde etkisi yaparak acıya, hatta depres-yona nasıl dönüştüğünü, bu dönüşüme izin vermeden aşkı nasıl daha ke-yifli yaşayacağımızı gösteriyor.

Aşk Hafif Bir Uyuşturucudur... Genellikle, aşka derin saygılarını sunan bilimin ruhumuza yaptığı büyük bir katkı...</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Avrupa Tarihi - Norman Davies</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=4851" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-08-05:4851</id>
      <updated>2011-08-05T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>Norman Davies, tarihi eğlencesiz bulan herkese tavsiye edilecek bir kitap yazmış. Sıkıcı tek bir sayfa bile bulunmayan bu yapıtta, bilginin büyüleyiciliği kadar, entelektüel kavrayışın varlığı da dikkat çekici. 'Olanaksız bir iş' olarak adlandırılmasına rağmen, bu kitabı öylesine başarıyla ve parlak biçimde yazmış ki olanaksızı inanılır kılmış.
Allan Massie, The Daily Telegraph 

Davies, bu büyük anlatının altından hayranlık uyandıracak biçimde kalkmış. Bu uzun anlatı, kutucuklar adı verilen, kitabın kronolojik sırasından çok farklı ve uzak yönlere giden kısa parantezlerle hazmedilir hale getirilmiş. Yazar, insanları geçmişlerini öğrenme konusunda cesaretlendirmeyi, aydınlatmayı ve eğlendirmeyi amaçlıyor. Bunu da başarıyor.
Sebastian O'Kelly, The European

Norman Davies, olağanüstü hacimde ve bilimsel açıdan çok değerli bir kitap yazmış. Kitabın özgün içeriği dışında diğer bir yeniliği de Avrupa'nın bütününün ve onu biçimlendiren tüm etkilerin gerekli ağırlık verilerek dile getirilmiş olması. Bu kitap, Avrupa'nın gerçek hikâyesinin anlaşılması için son derece yararlıdır.
Martin Jacques, The Observer

Bilgi kutucuklarıyla ayrıntılandırılan, anlaşılır, eğitici bir anlatım. Bu muazzam tarih kitabı, daha çok, zamanımıza aittir. Davies, Batı uygarlığının eski zaferci anlatımlarını ve politik düzeltmelerin komik artıklarını reddetmektedir.
Kevin Sharpe, The Sunday Times

Oxford Üniversitesi tarafından yayımlanan tarih kitaplarının en önemli ve en aydınlatıcılarından biri. Bilginin soylu bir anıtı...
Jan Morris, The Independent

Gerçekten kaliteli ve önemli kitaplar az bulunur. Norman Davies'in Avrupa Tarihi bunlardan biri. Bu kitap akıl, berraklık ve bilgiyle yazılmış, parlak bir başarı örneğidir. Yazarın saptamaları çoğunlukla şaşırtıcı ve her zaman taze. Avrupa Tarihi, herkesin okuması gereken bir kitap. 
A. C. Grayling, Financial Times

Kaliteli Avrupa tarihlerine ihtiyacımız var. Davies'in Avrupa Tarihi bunların en iyilerinden.
Felipe Fernandez-Armesto, The Sunday Times

Şimdiye kadar gereksinimi çok duyulan bir kitap, gerçek bir edebi eser. Herhangi bir şey ve her şey hakkında bilgi var.
Norman Stone, The Sunday Times 

'Harika' sözü,Avrupa Tarihi'ni nitelemeye yetmez. Bu kitap müthiş karmaşık bir konuda anlaşılır bir yol haritası sunuyor.
John Gross, The Sunday Telegraph

Büyük çoğunluğumuzun katılma konusunda görüş birliğinde olduğu Avrupa'yı tanıma zamanı geldi de geçiyor. Bu işe tarihten başlamak iyi bir yoldur. Mensubu olmayı istediğimiz bu tarihe genel ve çok yararlı bir giriş için Avrupa Tarihi, olabilecek en iyi seçimdir. 
Mehmet Ali Kılıçbay

Norman Davies, klasik tarihçilikte yapıldığı gibi kıtadaki ulus-devletlerin siyaset dünyasıyla sınırlı kalmayarak, bu tür genel tarihlerde yer verilmeyenleri de kapsamına alan kültür tarihi yaklaşımıyla, hem yeni hem de kapsamlı ve merakla okunan bir eser ortaya koymuştur. 
Kudret Emiroğlu</summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Dönüşüm - Franz Kafka</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=77589" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-07-05:77589</id>
      <updated>2011-07-05T00:00:00+03:00</updated>
      <summary> 

Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerden uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.
Dönüşüm edebiyat tarihinin belki de en müthiş bu cümlesiyle başlar. Ama bunun, anlatının en dokunaksız cümlelerinden biri olduğunu satırlar ilerledikçe anlarız. Samsa beklendiği gibi panik içindedir. Ama yaşadığı panik, sanıldığı gibi böceğe dönüşmüş olmasından değil, geç kalmasındandır. Çünkü işe geç kalması, işini riske atması demektir ve o, bu riski göze alamaz. Ailesi borç yükü altında ezilmekte ve bütün aile Samsa'nın eline bakmaktadır. İşte Kafka'nın derin sezgisiyle önceden haber verdiği asıl korkunç gerçeklik... Birey kendi bedeninden, varoluşundan kopmuş, olağanüstü durumunu bile göz ardı edebilecek kadar sosyal yaşama batmış ve kendine yabancılaşmıştır. Ancak, devasa bir böceğe dönüşünce topluma da yabancılaşır. Acı süreç, toplumun giderek onu kendi dışına itmeye çalışması, onun da var gücüyle toplumun bir yerine bağlanmak için verdiği mücadeleyle geçer.
Bu, belki de hepimizin trajedisidir.
Franz Kafka, Dönüşüm'le modern temaları klasik alegorik anlatımla eriterek dünya edebiyatında beklenmedik ufuklar ve anlatım olanakları açmıştır.

 </summary>
  </entry>
  <entry>
      <title>Yerlilerin Gözyaşları - Yerlilerin Yok Edilişinin Kısa Tarihi - Bartoloméo De Las Casas</title>
      <link href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=94787" />
      <link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.imge.com.tr"/>
      <id>tag:www.imge.com.tr,2011-06-30:94787</id>
      <updated>2011-06-30T00:00:00+03:00</updated>
      <summary>İspanyollar gelmeden önce Güney Amerika'da 30 milyon olan yerli nüfus 40 yıl içinde 4 milyona düşmüştü. Yüzlerce yıl önce yaşananları bugün Bartolomeo de las Casas'ın kitaplarından öğreniyoruz. Bu kitaplar yazarlarını da tanımlıyor: Tarihçi, Dominiken rahip, uluslararası hukuk ve insan haklarının ilk savunucusu ve köleciliğe karşı çıkan ilk Avrupalı. (...) Devrimci Kilise'den devrimci politikacıya, köylü ve yoksul birliklerinden özgürlük savaşçılarına kadar her hareketin içinde ve önünde Bartolomeo de las Casas vardır.
Özdemir İnce, Hürriyet
Ülkesinde İspanyol düşmanı ilan edilen Casas bu fikirleriyle uluslararası hukukun ve insan haklarının ilk savunucusu olarak kabul edilir. Sömürgecilerle gittiği her yerde yerlilerin acılarına tanıklık eden Casas, bu halkların acımasızca nasıl yok edildiklerini eksiksiz bir şekilde Yerlilerin Gözyaşları adlı kitabında yazar. Yayınlandığı dönemde büyük ilgi uyandıran bu kitap aynı zamanda sömürgeciliğe karşı olan seslerin yükselmesine de neden olur.
Mustafa Yelkenli, Radikal Kitap
Yerlilerin Gözyaşları eserini okuyup da gözyaşını dökmeyen bir insanın olabileceğini sanmıyorum. (...) Hâlâ akmakta olan yerlilerin gözyaşlarını en iyi ifade edebilecek kitaptan bir olayı anlatmaya çalışalım: Latin Amerika'da sömürgeciliğe karşı direnen ilk gerilla önderi Kasik Hatuey esir düştüğünde, diri diri yakılmak üzere kazığa bağlanır. Sömürgecilerin 'iyi polisi' durumundaki keşiş, ona yaklaşır ve onu kurtarmak için elinden gelen bir şey gelmediğini; ancak Hıristiyanlığa geçerse, öldüğünde cennete gideceğini söyler. Bunun üzerine Hatuey, bir an düşündükten sonra İspanyolların da cennete gidip gitmediğini sorar. Keşiş, "Evet, iyi İspanyolların hemen hemen hepsi cennete gider" diye cevap verince, Hatuey, "O zaman ben cehenneme gideyim, orada da İspanyollarla karşılaşmak istemiyorum!" der.
Zeki Kayar, Günlük
 </summary>
  </entry>
  </feed>
